Tüm yazılara dön

YAZILAR / İNSAN

Kendine Başka Bir Yerden Bakmak

Alışkanlıklarla sorular arasındaki küçük mesafe.

Serkan Gök / Yazı alanıTam metin

İnsan başkalarını tanımak için zaman harcar. Davranışlarını gözlemler, söylediklerini dinler, ne düşündüklerini anlamaya çalışır. Birini daha yakından tanıdıkça onun hakkında başlangıçta sahip olduğu düşünceler değişebilir. Önceden yanlış anladığı bir davranışın nedenini öğrenebilir. Çok iyi tanıdığını düşündüğü bir insanın hiç bilmediği yönleriyle karşılaşabilir.

Peki aynı şeyi kendimiz için ne kadar yapıyoruz?

Kendimizi tanıdığımızı düşünürüz. Nelerden hoşlandığımızı, nelerden korktuğumuzu, hangi durumlarda nasıl davranacağımızı bildiğimizi varsayarız. Hatta bazen kendimiz hakkında oldukça kesin yargılara sahip oluruz.

Ben böyle bir insanım.

Şu konuda başarılı değilim.

İnsanlarla kolay ilişki kuramam.

Eleştirilmekten hoşlanmam.

Kolay kolay değişmem.

Bu cümleleri söylerken geçmişte yaşadıklarımızı, deneyimlerimizi ve alışkanlıklarımızı temel alırız. Elbette bunların bir karşılığı vardır. İnsan kendisi hakkında bütünüyle bilgisiz değildir.

Ama burada üzerinde düşünmemiz gereken bir durum var.

Kendimiz hakkında bildiklerimiz, gerçekten olduğumuz kişiyi mi anlatıyor, yoksa yıllar içinde kendimizle ilgili oluşturduğumuz düşünceleri mi?

Çünkü insan yalnızca yaşadıklarından oluşmaz. Yaşadıklarına verdiği anlamlar da kendisini nasıl gördüğünü belirler.

Bir başarısızlık yaşayabiliriz. Bundan bir şeyler öğrenebiliriz. Ama aynı olaydan hareketle kendimizin başarısız bir insan olduğuna da karar verebiliriz.

Bir ilişkide reddedilebiliriz. Bunun iki insan arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanabileceğini düşünebiliriz. Ya da kendimizi sevilmeye değer olmayan biri olarak görmeye başlayabiliriz.

Bir konuda hata yapabiliriz. Hatamızı kabul edip davranışımızı değiştirebiliriz. Ama kendimizi sürekli hata yapan, hiçbir şeyi beceremeyen biri olarak da tanımlayabiliriz.

Olay aynıdır.

Ama olaya verdiğimiz anlam farklıdır.

Ve bazen hayatımızı olayların kendisinden çok, onlara yüklediğimiz anlamlar şekillendirir.

Belki de bu yüzden zaman zaman kendimize başka bir yerden bakmaya ihtiyacımız vardır.

Alıştığımız düşüncelerin biraz dışına çıkarak.

Kendimizi haklı çıkarmaya ya da suçlamaya çalışmadan.

Yalnızca anlamaya çalışarak.

Kendimiz Hakkındaki Düşüncelerimiz Ne Kadar Gerçek?

Hepimizin kendisi hakkında oluşturduğu bir hikâye vardır.

Bu hikâyenin içinde çocukluğumuz, ailemiz, arkadaşlarımız, başarılarımız, başarısızlıklarımız, yaşadığımız ilişkiler ve aldığımız kararlar bulunur.

Zaman içinde bütün bunları bir araya getirir ve kim olduğumuza ilişkin bir düşünce oluştururuz.

Ben sabırlı bir insanım.

Ben çabuk sinirlenirim.

Ben insanlara kolay güvenirim.

Ben duygularımı ifade edemem.

Bu düşünceler bazen davranışlarımızı doğru biçimde açıklayabilir. Ama bazen de değişebilecek özelliklerimizi değişmez kabul etmemize neden olabilir.

Örneğin çocukluğunda topluluk önünde konuşurken zorlanan bir insan düşünelim. Birkaç kez heyecanlanmış, söyleyeceklerini unutmuş ya da çevresindekilerin gülmesiyle karşılaşmış olsun.

Zaman içinde kendisi hakkında bir yargıya varabilir:

"Ben insanların karşısında konuşamam."

Yıllar geçer. İnsan büyür, öğrenir, farklı deneyimler kazanır. Ama bu düşünce varlığını sürdürür.

Konuşması gereken durumlardan uzak durur. Uzak durdukça yeni deneyimler kazanamaz. Yeni deneyimler kazanamadığı için de kendisi hakkındaki eski düşüncesini doğrulayacak bir hayat yaşamaya devam eder.

Sonunda şöyle der:

"Ben zaten böyleyim."

Oysa burada kendimize sormamız gereken başka bir soru var.

Gerçekten böyle miyim, yoksa kendimi böyle gördüğüm için farklı davranmayı hiç denemedim mi?

Bu sorunun cevabı her zaman ikinci seçenek değildir. İnsanların kişilik özellikleri, yetenekleri ve sınırları vardır. Hepimiz her konuda aynı başarıyı göstermek zorunda değiliz.

Ancak kendimiz hakkındaki düşüncelerimizi sorgulamadan kabul ettiğimizde, bazen gerçek sınırlarımızla kendi oluşturduğumuz sınırları birbirinden ayıramayız.

Bir dönem yapamadığımız bir şeyi hiçbir zaman yapamayacağımızı düşünürüz.

Bir kez yaşadığımız hayal kırıklığını bütün ilişkilerimizin sonucu gibi görürüz.

Geçmişte verdiğimiz yanlış bir kararın gelecekteki bütün kararlarımızı belirlemesine izin veririz.

Böylece geçmişimiz, geleceğimiz hakkında verilmiş bir hükme dönüşür.

Oysa geçmiş bize bilgi verir.

Ama geleceğimizin tamamını belirlemek zorunda değildir.

Başkalarının Gözünden Kendimize Bakmak

İnsan kendisi hakkında düşündüklerini yalnızca kendi deneyimleriyle oluşturmaz. Başkalarının değerlendirmeleri de bunda önemli bir yer tutar.

Çocukluğumuzdan başlayarak hakkımızda pek çok şey söylenir.

Çalışkan.

Tembel.

Akıllı.

Başarılı.

Sorumsuz.

Çekingen.

Bencil.

Duygusal.

Bu tanımlamaların bazıları davranışlarımıza dayanır. Bazıları ise başkalarının beklentilerinden, önyargılarından ya da içinde bulunduğumuz koşullardan etkilenir.

Ama özellikle önem verdiğimiz insanların söyledikleri, kendimiz hakkındaki düşüncelerimizde kalıcı izler bırakabilir.

Bir öğretmenin, bir anne babanın, bir arkadaşın ya da sevdiğimiz insanın sözlerini yıllarca taşıyabiliriz.

Bazen onların bizi gördüğü yerden kendimize bakmaya başlarız.

Bu durum yalnızca olumsuz değerlendirmeler için geçerli değildir.

Sürekli başarılı bulunan bir insan, başarısız olmaktan aşırı derecede korkabilir. Çünkü zaman içinde kendisini başarılarıyla tanımlamaya başlamıştır.

Herkesin güçlü gördüğü biri, yardıma ihtiyacı olduğunu kabul etmekte zorlanabilir.

Her zaman anlayışlı olduğu söylenen biri, kendi ihtiyaçlarını dile getirdiğinde bencil davranmış gibi hissedebilir.

Yani başkalarının bize verdiği olumlu sıfatlar bile bazen üzerimizde bir beklenti oluşturabilir.

Bu yüzden kendimize başka bir yerden bakmak, başkalarının değerlendirmelerini bütünüyle reddetmek değildir.

Onların bizi nasıl gördüğünü anlamak ama bu değerlendirmelerin kendimiz hakkındaki tek gerçek olmadığını fark etmektir.

Çünkü insanlar bizi kendi deneyimleri, ihtiyaçları ve beklentileri üzerinden değerlendirir.

Birinin bencil bulduğu davranışımızı başka biri kendimize saygı göstermemiz olarak görebilir.

Birinin cesur bulduğu kararımız, başka birine düşüncesizce gelebilir.

Birinin sessizlik olarak değerlendirdiği tavrımız, başka biri için ölçülü davranmanın göstergesi olabilir.

Peki hangisi doğrudur?

Bazen biri.

Bazen birkaçı.

Bazen de hiçbiri.

Bu yüzden önemli olan yalnızca başkalarının hakkımızda ne düşündüğü değildir.

Onların değerlendirmelerinin hangi davranışlarımıza dayandığını, ne kadar gerçekçi olduğunu ve bizim kendimizi nasıl gördüğümüzle ne ölçüde örtüştüğünü sorgulamaktır.

Başkalarının gözünden kendimize bakmak bize yeni şeyler öğretebilir.

Ama kendimizi yalnızca başkalarının gözünden görmeye başladığımızda kendi bakışımızı kaybedebiliriz.

Kendimize Karşı Neden Bu Kadar Sertiz?

Bir arkadaşımız hata yaptığında ona nasıl davranıyoruz?

Yanlış bir karar verdiğinde, başarısız olduğunda ya da zor bir dönemden geçtiğinde hemen onu değersiz bir insan olarak mı görüyoruz?

Çoğu zaman hayır.

İçinde bulunduğu koşulları anlamaya çalışıyoruz.

Neden böyle davranmış olabileceğini düşünüyoruz.

Belki yeterince bilgi sahibi olmadığını, belki korktuğunu, belki de o gün elinden gelenin ancak bu kadar olduğunu kabul edebiliyoruz.

Peki aynı anlayışı kendimize gösterebiliyor muyuz?

Bazen başkalarına karşı oldukça anlayışlı olurken kendimize karşı çok daha acımasız davranıyoruz.

Yıllar önce verdiğimiz bir kararı tekrar tekrar düşünüyoruz.

Neden böyle yaptım?

Nasıl fark edemedim?

Neden daha önce anlamadım?

Böyle bir hatayı nasıl yaptım?

Bu soruları kendimize yöneltmemizin nedeni bazen hatamızdan ders çıkarmaktır. Ama bazen de geçmişteki davranışımızı sürekli yargılamaya dönüşür.

Burada gözden kaçırdığımız önemli bir şey olabilir.

Bugün geçmişte yaşadığımız bir olayı değerlendirirken artık o olayın sonucunu biliyoruz.

O gün sahip olmadığımız deneyimlere ve bilgilere sahibiz.

Bu nedenle bugünkü bilgilerimizle geçmişteki kendimizi yargılamak her zaman adil değildir.

Elbette yanlışlarımızı kabul etmeliyiz. Sorumluluklarımızı görmezden gelmemeliyiz. Hatalarımızın başkaları üzerindeki etkilerini de düşünmeliyiz.

Ama bir hatadan sorumlu olmakla kendimizi yalnızca o hatadan ibaret görmek aynı şey değildir.

Bir insan yanlış davranmış olabilir.

Bu, onun bütün davranışlarının yanlış olduğu anlamına gelmez.

Başarısız olmuş olabilir.

Bu, başarılı olabileceği hiçbir alan bulunmadığını göstermez.

Birini kırmış olabilir.

Bu, ilişkilerinde daha dikkatli davranmayı öğrenemeyeceği anlamına gelmez.

Kendimize karşı anlayışlı olmak, yaptıklarımızı haklı çıkarmak değildir.

Tam tersine, kendimize dürüstçe bakabilmek için gerekli bir koşul olabilir.

Çünkü insan kendisini sürekli savunmak zorunda hissettiğinde hatalarını görmekte zorlanabilir.

Aynı şekilde kendisini sürekli suçladığında da hatalarından öğrenmek yerine onların ağırlığı altında kalabilir.

Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız:

Amacım kendimi cezalandırmak mı, yoksa kendimi daha iyi anlamak mı?

Bu iki yaklaşım bizi aynı yere götürmez.

Kendimizi Savunmadan Görebilmek

İnsanın kendisine başka bir yerden bakabilmesinin önündeki engellerden biri, kendisi hakkında oluşturduğu olumlu görüntüyü koruma isteğidir.

Hepimiz kendimizi belirli özelliklerle tanımlamak isteriz.

Adil olduğumuzu, dürüst davrandığımızı, insanlara değer verdiğimizi, düşünceli ve anlayışlı olduğumuzu düşünmek hoşumuza gider.

Ama bazen davranışlarımız bu düşüncelerimizle uyuşmaz.

Kendimizi adil biri olarak görürken birine haksızlık edebiliriz.

Anlayışlı olduğumuzu düşünürken farklı bir görüşü dinlemekte zorlanabiliriz.

Dürüstlüğe önem verdiğimizi söylerken işimize gelmeyen bir gerçeği görmezden gelebiliriz.

Böyle durumlarda iki seçeneğimiz vardır.

Ya davranışımızı sorgularız ya da kendimiz hakkındaki olumlu düşüncemizi korumak için davranışımıza bir açıklama buluruz.

Çoğu zaman ikinci seçenek daha kolay gelir.

Çünkü kendimizle ilgili hoşumuza gitmeyen bir gerçeği kabul etmek rahatsız edicidir.

Bir tartışmayı düşünelim.

Karşımızdaki insanı yeterince dinlemeden tepki göstermiş olabiliriz. Kırıcı sözler söylemiş olabiliriz. Ama daha sonra davranışımızı değerlendirdiğimizde aklımıza önce onun yaptıkları gelir.

Beni kızdırdı.

Beni anlamadı.

Önce o yanlış davrandı.

Belki bunların hepsi doğrudur.

Ama bir başkasının yanlış davranmış olması, bizim davranışımızın da doğru olduğunu göstermez.

Burada kendimize başka bir yerden bakmak, olayın içindeyken göremediğimiz kendi payımızı değerlendirebilmektir.

Ben ne yaptım?

Neden böyle tepki verdim?

Karşımdaki insan beni hangi nedenle yanlış anlamış olabilir?

Aynı durumda yeniden olsaydım nasıl davranmak isterdim?

Bu sorular insanı her durumda suçlu yapmaz. Zaten amaç da bu değildir.

Ama kendi davranışlarımızı daha gerçekçi biçimde görmemizi sağlayabilir.

Çünkü insan yalnızca güçlü yanlarını tanıyarak kendini tanımış olmaz.

Kıskançlığını, korkularını, öfkesini, yetersizlik duygusunu ve bazen başkalarına karşı sergilediği haksız davranışları da görebilmelidir.

Bunları kabul etmek kendimizi değersizleştirmek değildir.

Aksine, kendimizle ilgili daha gerçekçi bir anlayış geliştirebilmektir.

İnsan kendisi hakkındaki bütün gerçekleri sevmek zorunda değildir.

Ama değiştirmek istediği bir davranışı önce görebilmesi gerekir.

Yaşadığımız Olaylara Başka Bir Anlam Vermek

Hayatımızda yaşadığımız olayların bir kısmını değiştiremeyiz.

Geçmişte verdiğimiz kararları geri alamayız.

Bazı kayıpları telafi edemeyiz.

Bazı insanların hayatımızdan ayrılmasını engelleyemeyiz.

Ama geçmişte yaşadıklarımızı bugün nasıl değerlendirdiğimiz değişebilir.

Örneğin yıllar önce çok istediği bir işe kabul edilmeyen bir insan düşünelim.

O dönemde bunu büyük bir başarısızlık olarak görmüş olabilir. Kendini yetersiz hissetmiş, uzun süre bu olayın etkisinden kurtulamamış olabilir.

Yıllar sonra hayatına yeniden baktığında aynı olayı farklı değerlendirebilir.

Belki o reddedilme, başka bir alana yönelmesine neden olmuştur.

Belki yeni beceriler kazanmıştır.

Belki o dönemde fark edemediği bazı eksiklerini görmüştür.

Belki de gerçekten önemli bir fırsatı kaçırmıştır ama bu deneyimden kendisi hakkında değerli şeyler öğrenmiştir.

Olay değişmemiştir.

Ama olayın insanın hayatındaki anlamı değişmiştir.

Burada önemli bir ayrım yapmamız gerekiyor.

Geçmişte yaşadığımız her olumsuz olayın aslında bizim için iyi olduğunu düşünmek zorunda değiliz.

Bazı deneyimler gerçekten acı vericidir.

Bazı kayıpların olumlu bir karşılığı yoktur.

Bazı kararlarımızdan pişmanlık duyabiliriz.

Bunları güzel bir hikâyeye dönüştürmek zorunda değiliz.

Ama yaşadığımız olayların bizim hakkımızda söylediğini düşündüğümüz şeyleri yeniden değerlendirebiliriz.

Bir ilişkinin bitmesi, sevilmeye değer olmadığımızı mı gösterir?

Bir işte başarısız olmamız, hiçbir konuda başarılı olamayacağımız anlamına mı gelir?

Bir insanın bizi yanlış anlaması, kendimizi doğru ifade edemeyen biri olduğumuzu mu kanıtlar?

Belki bu soruların bazıları davranışlarımızı geliştirmemiz gereken alanları gösterir.

Ama tek bir olaydan hareketle kendimiz hakkında kesin ve genel sonuçlara varmak bizi yanıltabilir.

Özellikle duygusal olarak zorlandığımız dönemlerde olayları daha dar bir açıdan değerlendirebiliriz.

Üzüntümüz, öfkemiz ya da korkumuz düşüncelerimizi etkileyebilir.

Böyle zamanlarda kendimize biraz mesafe tanımak yararlı olabilir.

Olayın etkisi azaldığında yeniden düşünmek.

Farklı açıklamaları değerlendirmek.

Güvendiğimiz birinin görüşünü dinlemek.

Ve en önemlisi, yaşadığımız bir olayın bütün kimliğimizi tanımlamasına izin vermemek.

Çünkü insan hayatının herhangi bir anından ibaret değildir.

Kendimizi Başkalarıyla Karşılaştırırken

İnsan kendisini değerlendirirken çoğu zaman başkalarını ölçü alır.

Bir arkadaşının başarısını görür ve kendi hayatını sorgular.

Bir başkasının ilişkisine bakar ve kendi ilişkisinde eksik olanları düşünür.

Birinin sahip olduğu imkânları, yaptığı işleri ya da ulaştığı konumu değerlendirir.

Sonra dönüp kendisine bakar.

Ben neden bunları yapamadım?

Neden daha ileride değilim?

Neden onun kadar başarılı olamadım?

Karşılaştırma her zaman yanlış değildir. Başkalarının deneyimleri bize yeni bakış açıları kazandırabilir. Nelerin mümkün olduğunu gösterebilir. Kendi eksiklerimizi fark etmemize yardımcı olabilir.

Ama karşılaştırmanın nasıl yapıldığı önemlidir.

Çünkü çoğu zaman insanların hayatlarının yalnızca görebildiğimiz bölümünü kendi hayatımızın tamamıyla karşılaştırırız.

Onların başarılarını görürüz ama yaşadıkları güçlükleri bilmeyebiliriz.

Ulaştıkları sonuçları görürüz ama o sonuçlara hangi koşullarda ulaştıklarını hesaba katmayabiliriz.

Kendi korkularımızı, kararsızlıklarımızı ve başarısızlıklarımızı yakından tanırken başkalarının daha çok dışarıya yansıttıkları yönlerini görürüz.

Bu nedenle yaptığımız karşılaştırma her zaman adil olmaz.

Üstelik herkesin hayattan beklentisi aynı değildir.

Bir insan için mesleki başarı öncelikli olabilir. Bir başkası ailesiyle daha fazla zaman geçirmek isteyebilir. Biri yeni deneyimlere önem verirken bir diğeri daha sakin ve düzenli bir yaşamı tercih edebilir.

Bu tercihler arasında herkes için geçerli tek bir sıralama yapmak mümkün değildir.

Ama kendimizi başkalarıyla sürekli karşılaştırdığımızda onların önem verdiği şeyleri kendi hedeflerimiz gibi görmeye başlayabiliriz.

Aslında istemediğimiz bir hayatı, başkaları o hayata sahip olduğu için istemeye başlayabiliriz.

Bu yüzden karşılaştırma yaptığımızda kendimize başka bir soru sormalıyız:

Ben gerçekten onun sahip olduğu şeyi mi istiyorum, yoksa kendimi onun kadar değerli hissetmek mi istiyorum?

Bu iki isteğin birbirinden farklı olabileceğini görmek önemlidir.

Çünkü bazen ulaşmaya çalıştığımız şeyin kendisini değil, o şeyin bize kazandıracağını düşündüğümüz değeri arıyoruzdur.

Oysa insanın değeri yalnızca başarılarıyla, sahip olduklarıyla ya da başkalarından daha ileride olmasıyla ölçülemez.

Kendimizi değerlendirirken başkalarının hayatından yararlanabiliriz.

Ama kendi hayatımızın ölçüsünü bütünüyle başkalarına bırakmamalıyız.

Değişmek, Kendimizden Vazgeçmek midir?

İnsan değişmek istediğinde bazen tuhaf bir dirençle karşılaşır.

Bu direnç yalnızca çevresinden gelmez.

Kendi düşüncelerinden de kaynaklanabilir.

Çünkü yıllardır kendimizi belirli özelliklerle tanımlamışızdır. Bu özellikler artık kimliğimizin bir parçası hâline gelmiştir.

Örneğin kendisini her zaman fedakâr bir insan olarak gören biri, artık bazı durumlarda kendi ihtiyaçlarını ön plana almak istediğinde rahatsızlık hissedebilir.

Kendini güçlü biri olarak tanımlayan biri, zorlandığını kabul etmekte güçlük çekebilir.

Her zaman başkalarını memnun etmeye çalışan biri, ilk kez hayır dediğinde yanlış bir şey yapmış gibi hissedebilir.

Oysa burada değişen şey, insanın değerleri olmayabilir.

Belki de o değerleri yaşama biçimi değişiyordur.

İnsan başkalarına önem vermeye devam ederken kendi ihtiyaçlarını da gözetebilir.

Güçlü olmaya çalışırken yardıma ihtiyaç duyduğunu kabul edebilir.

Anlayışlı davranırken kendisine haksızlık edilmesine izin vermeyebilir.

Bunlar birbirini dışlayan özellikler değildir.

Ama kendimizi tek bir davranış biçimiyle tanımladığımızda farklı davranmayı kendimize yakıştıramayabiliriz.

Bu noktada geçmişte oluşturduğumuz kimliğimizle bugünkü ihtiyaçlarımız arasında çatışma yaşayabiliriz.

Peki insan değiştiğinde artık kendisi olmaktan mı çıkar?

Sanırım bu sorunun cevabı, değişimden ne anladığımızla ilgilidir.

Eğer kendimiz olmak, hayatımız boyunca aynı düşüncelere sahip olmak ve her durumda aynı şekilde davranmak anlamına geliyorsa değişmek bizi kendimizden uzaklaştırabilir.

Ama kendimiz olmak, düşündüklerimizi sorgulayabilmek, değerlerimizi yeniden değerlendirebilmek ve öğrendiklerimiz doğrultusunda daha bilinçli seçimler yapabilmekse değişmek bizi kendimize yaklaştırabilir.

Çünkü insanın tutarlı olması, hiçbir zaman düşüncesini değiştirmemesi anlamına gelmez.

Bazen tutarlılık, yeni öğrendiğimiz bir gerçeği eski düşüncemizden daha fazla önemseyebilmektir.

Burada değişimin nedenini de sorgulamalıyız.

Gerçekten böyle olmak istediğimiz için mi değişiyoruz?

Yoksa başkalarının bizi kabul etmesi için mi?

Korktuğumuz için mi?

Kendimizi yetersiz gördüğümüz için mi?

Ya da daha önce fark etmediğimiz bir ihtiyacımızı artık görebildiğimiz için mi?

Bu sorular önemlidir.

Çünkü her değişim insanı kendisine yaklaştırmaz.

Bazen insan çevresine uyum sağlamak için de kendisinden uzaklaşabilir.

Dolayısıyla önemli olan yalnızca değişmek değildir.

Neden ve hangi yönde değiştiğimizi anlayabilmektir.

Kendimize Biraz Mesafe Koyabilmek

Kendine başka bir yerden bakmak denildiğinde belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, kendi düşüncelerimize biraz mesafe koyabilmektir.

Çünkü insan bazen düşünceleriyle arasında hiçbir ayrım bırakmaz.

Bir konuda başarısız olacağını düşünür ve bunu gerçek kabul eder.

Birinin kendisini sevmediğini hisseder ve onun gerçekten sevmediğine karar verir.

Kendisini yetersiz hisseder ve yetersiz bir insan olduğuna inanır.

Oysa bir şeyi düşünmemiz ya da hissetmemiz, onun mutlaka doğru olduğunu göstermez.

Duygularımız önemlidir.

Ama her zaman olayların eksiksiz bir açıklamasını sunmazlar.

Örneğin kendimizi değersiz hissettiğimiz bir an düşünelim.

Bu duygu gerçekten yaşadığımız bir şeydir. Onu yok saymamız gerekmez.

Ama değersiz hissetmek ile değersiz olmak aynı değildir.

Aradaki farkı görebildiğimizde duygularımızı daha farklı değerlendirebiliriz.

"Kendimi değersiz hissediyorum."

Bu cümle, o anda yaşadığımız duyguyu ifade eder.

"Ben değersiz bir insanım."

Bu cümle ise kendimiz hakkında genel bir hüküm içerir.

İkisi arasında önemli bir fark vardır.

İlk cümle üzerinde düşünebileceğimiz bir deneyimi anlatır.

İkinci cümle ise bazen bütün düşüncelerimizi kendimiz hakkında verdiğimiz bir kararın etrafında toplar.

Aynı ayrımı başka durumlarda da yapabiliriz.

"Korkuyorum." demek, "Bunu yapamam." demek değildir.

"Yanlış yaptım." demek, "Ben her zaman yanlış yaparım." demek değildir.

"Şu anda ne istediğimi bilmiyorum." demek, "Ben ne istediğini bilmeyen bir insanım." demek değildir.

Bazen kullandığımız dil bile kendimizi nasıl gördüğümüzü etkileyebilir.

Geçici bir duyguyu kalıcı bir özelliğimiz gibi değerlendirebiliriz.

Belirli bir durumda yaşadığımız güçlüğü bütün hayatımıza yayabiliriz.

Bu yüzden kendimiz hakkında kesin bir yargıya vardığımızda bir an durup düşünmek yararlı olabilir.

Bu düşüncem hangi deneyimlere dayanıyor?

Aksini gösteren örnekler var mı?

Aynı durumda başka bir insan olsaydı onu da böyle değerlendirir miydim?

Şu anda ne biliyorum, neyi yalnızca tahmin ediyorum?

Bunlar basit sorular gibi görünebilir.

Ama bazen insanın kendisi hakkında yıllardır taşıdığı bir düşünceyi yeniden değerlendirmesine yardımcı olabilir.

Kendimizi Tanımak Bitmeyen Bir Süreçtir

İnsan kendisini tanımak istediğinde çoğu zaman kesin cevaplar arar.

Ben kimim?

Nasıl bir insanım?

Ne istiyorum?

Hayatımda neye önem vermeliyim?

Bu soruların cevaplarını bulduğunda kendisiyle ilgili meseleleri çözmüş olacağını düşünebilir.

Oysa hayat boyunca aynı koşullarda yaşamıyoruz.

Yaşımız değişiyor.

Sorumluluklarımız değişiyor.

İnsanlarla ilişkilerimiz değişiyor.

Yeni deneyimler kazanıyoruz.

Bazen daha önce hiç karşılaşmadığımız durumlarla karşılaşıyoruz.

Ve bütün bunlar kendimizi yeniden değerlendirmemize neden olabiliyor.

Yirmili yaşlarımızda önemli gördüğümüz bir şey, yıllar sonra aynı önemi taşımayabilir.

Daha önce hiç düşünmediğimiz bir mesele, hayatımızın merkezine yerleşebilir.

Geçmişte kolayca verdiğimiz bir kararda bugün zorlanabiliriz.

Ya da yıllar önce bizi korkutan bir durum artık eskisi kadar korkutucu gelmeyebilir.

Bu nedenle kendini tanımak, bir kez tamamlanıp geride bırakılacak bir iş değildir.

Belki de insan kendisini tanıdığını düşündüğü anlarda bile yeniden sorgulamaya açık kalmalıdır.

Çünkü kendimiz hakkında kesin ve değişmez hükümler vermek bazen bizi rahatlatır.

Kim olduğumuzu bildiğimizi düşünürüz.

Neler yapabileceğimizi, nelerden hoşlanacağımızı, hangi konularda başarısız olacağımızı önceden belirleriz.

Bu bize bir tür güven sağlar.

Ama aynı zamanda kendi imkânlarımızı görmemizi de engelleyebilir.

İnsan kendisini bütünüyle çözülmüş bir mesele gibi gördüğünde yeni deneyimlerin kendisine öğreteceklerini önemsemeyebilir.

Bu yüzden kendimizi tanımak kadar, kendimiz hakkında yanılabileceğimizi kabul etmek de önemlidir.

Belki düşündüğümüz kadar sabırsız değilizdir.

Belki bazı konularda sandığımızdan daha cesur davranabiliriz.

Belki uzun zamandır değiştiremediğimiz bir alışkanlığımızı farklı koşullarda değiştirebiliriz.

Belki de çok istediğimizi düşündüğümüz bir şeyin aslında bize ait bir istek olmadığını fark edebiliriz.

Bunları öğrenebilmek için kendimize karşı merakımızı korumamız gerekir.

Yalnızca başkalarını değil, kendimizi de anlamaya çalışmak.

Davranışlarımızın nedenlerini sorgulamak.

Bizi harekete geçiren istekleri ve bizi durduran korkuları görmek.

Yanlışlarımızı kabul edebilmek.

Ama kendimizi yalnızca yanlışlarımızla tanımlamamak.

Güçlü yanlarımızı fark etmek.

Ama onları korumak için kendimize karşı dürüst olmaktan vazgeçmemek.

Belki de kendini tanımak, kendisi hakkında bütün cevaplara sahip olmak değil, kendisiyle ilgili doğru soruları sormaya devam edebilmektir.

Kendimize Yeniden Bakarken

Hayatımız boyunca pek çok insanla karşılaşıyoruz.

Bazılarıyla kısa süreli ilişkiler kuruyoruz. Bazıları yıllarca yanımızda oluyor. Kimilerini zamanla daha iyi tanıyoruz, kimileri hakkındaki düşüncelerimiz değişiyor.

Ama bütün bu ilişkilerin içinde sürekli birlikte yaşadığımız biri daha var.

Kendimiz.

Ve bazen en az sorguladığımız ilişki, kendimizle kurduğumuz ilişki olabiliyor.

Kendimize alışıyoruz.

Alışkanlıklarımıza, korkularımıza, düşüncelerimize, tepkilerimize.

Sonra bunların bizi bütünüyle tanımladığını düşünmeye başlıyoruz.

Oysa kendimize alışmış olmamız, kendimizi yeterince tanıdığımız anlamına gelmez.

Bazen yıllardır taşıdığımız bir düşüncenin nereden geldiğini bile bilmiyoruz.

Bazen neden aynı durumlarda benzer tepkiler verdiğimizi sorgulamıyoruz.

Bazen bir şeyi gerçekten istediğimiz için mi, yoksa istememiz gerektiğini düşündüğümüz için mi istediğimizi ayırt edemiyoruz.

Belki de bu yüzden zaman zaman kendimizle aramıza biraz mesafe koymak gerekiyor.

Kendi hayatımıza dışarıdan birinin bakabileceği açıklıkla bakabilmek.

Ama bunu yaparken kendi deneyimlerimizi ve duygularımızı yok saymamak.

Kendimizi anlamaya çalışırken başkalarını suçlamamak.

Başkalarının etkisini görürken kendi sorumluluğumuzu unutmamak.

Hatalarımızı kabul ederken kendimizi değersizleştirmemek.

Başarılarımızı önemserken kendimizi yalnızca başarılarımızla tanımlamamak.

Ve belki de en önemlisi, geçmişte nasıl bir insan olduğumuzun gelecekte nasıl bir insan olacağımızı bütünüyle belirlemediğini fark etmek.

Çünkü insan kendisine başka bir yerden bakabildiğinde yalnızca geçmişini yeniden değerlendirmez.

Bugününü de farklı yaşamaya başlayabilir.

Daha önce fark etmediği seçenekleri görebilir.

Alışkanlık hâline gelmiş bazı davranışlarını sorgulayabilir.

Başkalarının beklentileriyle kendi istekleri arasındaki farkı daha açık görebilir.

Belki de uzun zamandır kendisi hakkında taşıdığı bazı yargılardan vazgeçebilir.

Elbette bunların hiçbiri bir anda gerçekleşmez.

İnsan yıllar içinde oluşturduğu düşünceleri tek bir sorgulamayla değiştiremez.

Bazen aynı hataları tekrarlar.

Bazen eski alışkanlıklarına döner.

Bazen kendisini anlamakta yeniden zorlanır.

Ama değişmek için her zaman büyük bir dönüşüm yaşamamız gerekmez.

Bazen yalnızca kendimiz hakkında kurduğumuz bir cümleyi yeniden düşünmek bile başlangıç olabilir.

"Ben zaten böyleyim." demeden önce durmak.

"Ben bunu yapamam." derken neden yapamayacağımızı sorgulamak.

"Her zaman yanlış karar veriyorum." dediğimizde gerçekten her zaman böyle olup olmadığını düşünmek.

Ve kendimize, geçmiş deneyimlerimizin dışında da yeni ihtimaller tanımak.

Sonuçta kendimize başka bir yerden bakmak, kendimizden uzaklaşmak değildir.

Belki de tam tersine, yıllar içinde oluşturduğumuz yargıların, başkalarının beklentilerinin ve alışkanlıklarımızın arasından kendimizi daha açık görebilmektir.

Çünkü insanın kendisi hakkında bildikleri önemlidir.

Ama henüz fark etmedikleri de olabilir.

Ve belki de kendimize sorabileceğimiz en değerli sorulardan biri şudur:

Ben gerçekten düşündüğüm insan mıyım, yoksa kendimi yıllardır aynı yerden gördüğüm için başka türlü olabileceğimi fark edemiyor muyum?

Bu sorunun tek ve kesin bir cevabı olmayabilir.

Ama belki de önemli olan cevabın hemen bulunması değildir.

Kendimize yeniden bakmayı göze alabilmektir.