İnsan hayatının nasıl devam edeceğini bilmek ister. Yarın ne olacağını, verdiği kararların nereye varacağını, emeklerinin karşılığını alıp alamayacağını, hayatındaki insanların gelecekte de yanında olup olmayacağını merak eder. Çünkü bilmek insana güven verir. Önünü görebildiğinde daha rahat hareket eder. Plan yapar. Kendini hazırlar. Yaşayabileceklerini tahmin etmeye çalışır.
Ama hayat çoğu zaman bizim istediğimiz açıklıkta ilerlemez.
Bazen bir kararın eşiğinde kalırız. Hangi seçeneğin daha doğru olduğunu bilemeyiz. Bazen başladığımız bir işin nereye varacağını kestiremeyiz. Bazen de yıllardır doğru bildiğimiz şeylerden şüphe etmeye başlarız. Daha önce güvenle yürüdüğümüz yol, bir süre sonra bize yabancı gelebilir.
Böyle zamanlarda yalnızca geleceği değil, kendimizi de sorgulamaya başlarız.
Ne istiyorum?
Ne yapmalıyım?
Neyi değiştirmeliyim?
Beklemeli miyim, yoksa harekete mi geçmeliyim?
Peki ya yanlış karar verirsem?
Bu soruların hepsine aynı anda cevap bulmak mümkün değildir. Üstelik bazılarının cevabını ancak yaşadıktan sonra öğrenebiliriz.
İşte insanın en çok zorlandığı yerlerden biri burasıdır. Hayatını yaşamak için karar vermesi gerekir ama kararının sonucunu önceden bilmek ister.
Oysa hayat bize böyle bir güvence vermez.
Belki de belirsizliğin içinde yön bulmak, geleceğin bütün cevaplarını öğrenmek değil; cevapları henüz bilmediğimiz zamanlarda da nasıl yaşayacağımızı öğrenmektir.
Belirsizlikten mi Korkuyoruz, Kontrolü Kaybetmekten mi?
Belirsizlik denildiğinde çoğumuzun aklına gelecek gelir. Henüz gerçekleşmemiş olaylar, sonuçlanmamış işler, cevapsız kalmış sorular.
Ama biraz düşündüğümüzde bizi zorlayan şeyin yalnızca geleceği bilmemek olmadığını fark edebiliriz.
Asıl mesele bazen kontrolü kaybettiğimizi hissetmektir.
Bir insanla konuşursunuz. Düşüncelerinizi anlatırsınız. Kendinizi olabildiğince açık ifade edersiniz. Ama karşı tarafın ne düşüneceğini, ne hissedeceğini ve nasıl davranacağını belirleyemezsiniz.
Bir işe emek verirsiniz. Hazırlanırsınız. Elinizden geleni yaparsınız. Ama başarının yalnızca sizin çabanıza bağlı olmadığını bilirsiniz.
Bir ilişkiyi sürdürmek istersiniz. Sevginizi, ilginizi, anlayışınızı ortaya koyarsınız. Fakat o ilişkinin devam etmesi için diğer insanın da benzer bir isteği göstermesi gerekir.
Yani hayatımızın önemli bir bölümü, bizim dışımızdaki insanların kararlarıyla ve kontrol edemediğimiz koşullarla birlikte şekillenir.
Bunu kabul etmek kolay değildir.
Çünkü insan çoğu zaman çabasının sonucunu belirlemesini ister. Çok çalışırsa başarılı olacağını, iyi davranırsa karşılığında iyilik göreceğini, doğru karar verirse mutlu olacağını düşünür.
Böyle olmasını istememiz anlaşılır bir durumdur.
Ancak hayat her zaman böyle işlemez.
Çok çalışıp başarısız olabiliriz. İyi niyetimizin karşılığını alamayabiliriz. Dikkatli düşünerek verdiğimiz bir karar, beklemediğimiz sonuçlara yol açabilir.
Burada kendimize sormamız gereken önemli bir soru var:
Bir şeyi kontrol edemiyor olmamız, o konuda hiçbir şey yapamayacağımız anlamına mı gelir?
Sanırım çoğu zaman bu iki durumu birbirine karıştırıyoruz.
Sonucu belirleyememek başka şeydir. Sonuca etki edebilecek davranışlarda bulunamamak başka.
Bir sınavın sonucunu önceden bilemeyiz ama hazırlanabiliriz. Bir ilişkinin geleceğini garanti edemeyiz ama nasıl bir insan olacağımıza karar verebiliriz. Hayatın önümüze çıkaracağı bütün güçlükleri engelleyemeyiz ama bazılarına karşı kendimizi hazırlayabiliriz.
Bu ayrım önemlidir.
Çünkü kontrol edemediğimiz şeyleri kontrol etmeye çalıştıkça yoruluruz. Buna karşılık yapabileceklerimizi görmeye başladığımızda hareket alanımız da genişler.
Belirsizlik tamamen ortadan kalkmaz.
Ama onun karşısında kendimizi daha az çaresiz hissedebiliriz.
Her Şeyi Bilmeden Karar Verebilmek
İnsan karar verirken doğru olanı seçmek ister. Bunun için düşünür, araştırır, başkalarının görüşlerini alır. Olası sonuçları hesaplamaya çalışır.
Elbette bunların hepsi değerlidir.
Sorun, karar vermek için hiçbir belirsizliğin kalmamasını beklediğimizde başlar.
Yeni bir işe başlamak isteyen biri düşünelim.
Mevcut işinden memnun değildir. Kendini geliştiremediğini, zamanının boşa geçtiğini düşünmektedir. Önünde başka bir fırsat vardır. Ama yeni işin nasıl olacağını bilemez.
Ya başarısız olursa?
Ya pişman olursa?
Ya eski düzenini ararsa?
Bütün bu ihtimallerin üzerinde durur. Araştırır. Düşünür. Bekler.
Bir süre sonra farkında olmadan şu beklentiye kapılabilir:
Yeni işin daha iyi olacağından tamamen emin olduğumda karar vereceğim.
Peki böyle bir eminlik mümkün müdür?
Bazen mümkündür. Koşullar yeterince açıktır ve karar kolaylaşır. Ancak özellikle hayatımızı önemli ölçüde etkileyecek konularda bütün cevapları önceden bulamayabiliriz.
Çünkü bazı bilgileri yalnızca deneyim kazanarak öğrenebiliriz.
Bir insanı tanımadan onunla nasıl bir ilişki yaşayacağımızı bilemeyiz. Yeni bir işe başlamadan o işin bize ne kadar uygun olduğunu tam olarak anlayamayız. Bir düşünceyi hayata geçirmeden ne kadar işe yarayacağını göremeyiz.
Bu nedenle karar vermek, her zaman doğru sonucu bilerek hareket etmek değildir.
Bazen elimizdeki bilgilerle en makul seçeneği belirlemek ve onun sorumluluğunu almaktır.
Burada başka bir sorun daha var.
Kararlarımızı çoğu zaman sonuçlarına göre değerlendiriyoruz.
Sonuç iyi olduğunda doğru karar verdiğimizi, kötü olduğunda ise yanıldığımızı düşünüyoruz.
Oysa bu değerlendirme her zaman adil değildir.
İyi düşünülmüş bir karar kötü sonuçlanabilir. Yeterince düşünülmeden verilmiş bir karar da beklenmedik şekilde iyi sonuçlanabilir.
Bu yüzden yalnızca sonuca bakarak kendimizi yargılamak yanıltıcı olabilir.
Belki de kendimize şu soruları sormalıyız:
Karar verirken elimde hangi bilgiler vardı?
Neleri hesaba kattım?
Neleri gözden kaçırdım?
Kendi isteğimle mi hareket ettim, yoksa korkularımın etkisiyle mi?
Bugün aynı koşullarda olsaydım yine aynı kararı verir miydim?
Bu soruların amacı geçmişte kendimizi haklı çıkarmak değildir. Daha iyi kararlar verebilmeyi öğrenmektir.
Çünkü insan yalnızca doğru seçimleriyle gelişmez. Yanlışlarından da öğrenir.
Hatta bazen bizi kendimize yaklaştıran şey, beklediğimiz gibi sonuçlanmayan bir karar olabilir.
Yönümüzü Kim Belirliyor?
Belirsizlik yaşadığımız dönemlerde başkalarının düşüncelerine daha fazla ihtiyaç duyabiliriz.
Ne yapacağımızı bilemediğimizde birine danışmak isteriz. Daha önce benzer durumları yaşamış insanların deneyimlerinden yararlanırız. Güvendiğimiz insanların görüşlerini önemseriz.
Bunda yanlış bir şey yoktur.
Hatta farklı bakış açıları, kendi düşüncelerimizin eksik kalan yanlarını görmemizi sağlayabilir.
Ama burada dikkat edilmesi gereken ince bir ayrım vardır.
Başkalarının görüşlerinden yararlanmak başka, kendi hayatımızın kararlarını onların beklentilerine göre vermek başka.
Bazen bir kararı gerçekten istediğimiz için değil, çevremizdeki insanları memnun etmek için veririz.
Bazen yanlış anlaşılmaktan korktuğumuz için düşüncelerimizi söylemeyiz.
Bazen onaylanmayacağımızı bildiğimiz bir isteğimizden vazgeçeriz.
Bazen de başkalarının doğru kabul ettiği hayatı yaşamaya çalışırız.
Sonra bir gün durup kendimize sorarız:
Ben gerçekten böyle bir hayat mı istiyordum?
Yoksa zaman içinde başkalarının beklentilerini kendi isteklerim mi sandım?
Bu sorunun cevabını bulmak her zaman kolay değildir.
Çünkü insan içinde yaşadığı çevreden bağımsız değildir. Ailesinin, arkadaşlarının, toplumun değerlerinden etkilenir. Bunların bir bölümünü benimser. Bazılarını sorgular. Bazılarını ise farkına bile varmadan kendi doğruları hâline getirir.
Bu nedenle insanın yönünü bulabilmesi için yalnızca dışarıdaki koşullara değil, kendi düşüncelerine de bakması gerekir.
Benim için önemli olan nedir?
Neyi kaybetmekten korkuyorum?
Hangi beklentiler gerçekten bana ait?
Hayatımı hangi değerler üzerine kurmak istiyorum?
Bu sorulara verilen cevaplar, her zaman belirli bir meslek, ilişki ya da yaşam biçimini göstermez.
Bazen yalnızca nasıl bir insan olmak istediğimizi anlamamıza yardım eder.
Örneğin bir insan için dürüstlük önemlidir. Gelecekte hangi koşullarla karşılaşacağını bilemez. Ama zor bir durumda da dürüst kalmaya çalışabilir.
Bir başkası için özgürlük önemlidir. Önündeki seçeneklerden hangisinin daha iyi sonuçlanacağını bilemez. Ama karar verirken kendi iradesini ne kadar koruduğunu sorgulayabilir.
Bir başkası için sevgi, adalet, öğrenmek ya da üretmek önceliklidir.
Hayatın ne getireceğini bilmeseler de bu değerler kararlarına yön verebilir.
İnsan geleceğini her zaman bilemez ama geleceğe doğru yürürken neyi önemseyeceğini seçebilir.
Bence yön bulmak biraz da bununla ilgilidir.
Yolun sonunu göremesek bile hangi nedenlerle o yolda yürüdüğümüzü bilmek.
Beklemek mi, Hayatı Ertelemek mi?
Belirsizliğin en zor taraflarından biri beklemektir.
Bir haber bekleriz.
Bir insanın kararını.
Bir sorunun çözülmesini.
Koşulların düzelmesini.
İstediğimiz fırsatın karşımıza çıkmasını.
Beklemek bazen gereklidir. Her şeyin bir zamanı vardır. Bazı sonuçlar için sabırlı olmak, acele kararlar vermemek gerekir.
Ama her bekleyiş aynı değildir.
Bazen beklemek bilinçli bir tercihtir. Bazen de karar vermekten kaçınmanın bir yoluna dönüşür.
Aradaki farkı görmek önemlidir.
Bir insan düşünelim. Uzun süredir ilişkisinde bazı sorunlar yaşamaktadır. Bu sorunları konuşmak istemiş ama karşı taraftan yeterince açık bir cevap alamamıştır.
Yine de beklemeye devam eder.
Belki değişir.
Belki beni anlar.
Belki zamanla her şey düzelir.
Elbette insanlar değişebilir. İlişkiler gelişebilir. Bugün çözülemeyen bir sorun yarın çözülebilir.
Ama her ihtimalin gerçekleşmesini beklemek zorunda değiliz.
Çünkü beklemenin de bir bedeli vardır.
Zaman geçer. İhtiyaçlarımız ertelenir. Başka seçenekleri değerlendirmeyiz. Bazen bütün dikkatimizi henüz gerçekleşmemiş bir ihtimale verirken bugün yaşadığımız hayatı ihmal ederiz.
Bu nedenle kendimize yalnızca neyi beklediğimizi değil, neden beklediğimizi de sormalıyız.
Beklediğim şeyin gerçekleşebileceğine dair gerçek bir gelişme var mı?
Yoksa yalnızca gerçekleşmesini çok istediğim için mi umut ediyorum?
Bu süreçte benim ihtiyaçlarım ne oluyor?
Beklemeye devam edersem nelerden vazgeçmiş olacağım?
Bu soruların cevabı her zaman beklemekten vazgeçmek değildir.
Bazen biraz daha sabretmek gerekir.
Bazen açık bir konuşma yapmak.
Bazen beklentilerimizi yeniden değerlendirmek.
Bazen de artık aynı yerde durmamamız gerektiğini kabul etmek.
Önemli olan, bekleyişin farkında olmaktır.
Çünkü insan bazen gelecekte yaşayacağını düşündüğü hayat uğruna bugününü tüketebilir.
Sürekli daha uygun koşulları bekler.
Biraz daha zamanı olsun.
Biraz daha parası olsun.
Sorunlar çözülsün.
Korkuları azalsın.
Her şey yoluna girsin.
Sonra yaşamaya başlayacak.
Ama hayat bütün sorunların çözüldüğü, belirsizliklerin ortadan kalktığı bir zamanı bize vaat etmiyor.
Belki de yaşamayı sürekli daha sonraya bırakmamamız gerekiyor.
Çünkü yaşadığımız tek zaman, içinde bulunduğumuz zamandır.
Her Belirsizliği Bir Tehlike Olarak Görmek
Belirsizlik karşısında zihnimizin nasıl çalıştığını gözlemlemek ilginçtir.
Genellikle bilmediğimiz bir durumu, olabilecek en kötü ihtimaller üzerinden değerlendirmeye eğilim gösteririz.
Bir arkadaşımız aramamıştır. Acaba bize mi kırılmıştır?
İş yerinde yöneticimiz görüşmek istemiştir. Acaba bir sorun mu vardır?
Yakın olduğumuz biri eskisi kadar konuşmuyordur. Acaba artık bizi önemsemiyor mudur?
Bunların hepsi mümkün olabilir.
Ama başka açıklamalar da olabilir.
Arkadaşımız meşgul olabilir. Yöneticimiz yeni bir işle ilgili konuşmak isteyebilir. Yakınımızın kendi hayatında çözmeye çalıştığı sorunlar bulunabilir.
Gerçeği henüz bilmediğimiz hâlde zihnimiz bir açıklama üretir.
Üstelik ürettiği açıklamaya inandığımız ölçüde duygularımız da değişir.
Üzülürüz.
Kaygılanırız.
Öfkeleniriz.
Bazen henüz gerçekleşmemiş bir olayın sonuçlarını yaşamaya başlarız.
Oysa düşündüğümüz şeyin doğru olduğunu gösteren yeterli bilgi olmayabilir.
Bu noktada kendimize küçük ama önemli bir soru sorabiliriz:
Ben şu anda bildiklerimle mi hareket ediyorum, yoksa korktuğum ihtimalleri gerçek mi kabul ediyorum?
Bence bu ayrım, belirsizlikle kurduğumuz ilişkiyi değiştirebilir.
Çünkü her düşüncemiz gerçeği yansıtmak zorunda değildir.
Bir ihtimalin aklımıza gelmesi, onun gerçekleşeceği anlamına gelmez.
Aynı şekilde kötü bir ihtimali düşünmemek de onun gerçekleşmesini engellemez.
Burada amaç kendimizi sürekli olumlu düşünmeye zorlamak değildir.
Hayatta gerçekten olumsuz sonuçlar vardır. Kayıplar yaşarız. Beklentilerimiz karşılanmaz. İnsanlar bizi hayal kırıklığına uğratabilir.
Bunları yok saymak gerçekçi olmaz.
Ama henüz bilmediğimiz bir durum hakkında kesin yargıya varmak da gerçekçi değildir.
Belki bazen en sağlıklı yaklaşım, aceleyle bir sonuca ulaşmak yerine yeterli bilgi gelene kadar değerlendirmemizi açık tutabilmektir.
Bu kolay değildir.
Çünkü insan zihni belirsizliği kapatmak ister.
Ama her sorunun hemen cevaplanması gerekmez.
Bazı soruların bir süre cevapsız kalmasına izin verebiliriz.
Bu, düşünmekten vazgeçmek değildir.
Düşüncelerimizin bizi gereksiz yere tüketmesine izin vermemektir.
Yanlış Yola Girdiğimizi Fark Ettiğimizde
Hayatta bazen karar veririz ve zaman içinde istediğimiz yere gitmediğimizi anlarız.
Seçtiğimiz meslek bize uygun olmayabilir.
Başladığımız ilişki düşündüğümüz gibi ilerlemeyebilir.
Uzun süre önem verdiğimiz bir hedef, artık eskisi kadar anlamlı gelmeyebilir.
Bu durumda insanın karşılaştığı sorunlardan biri, geçmişte verdiği kararlarla bugün düşündükleri arasındaki çatışmadır.
Yıllar önce doğru bulduğu bir şeyi bugün sorgulamak, ona kendi geçmişini inkâr ediyormuş gibi gelebilir.
O kadar emek verdim.
O kadar zaman harcadım.
Şimdi vazgeçersem bütün bunlar boşa mı gitmiş olacak?
Bu düşünceler insanı istemediği bir yolda tutabilir.
Elbette her zorlukta yön değiştirmek doğru değildir. Bazı hedefler sabır, süreklilik ve emek gerektirir. Yaşanan her güçlük, yanlış yolda olduğumuzu göstermez.
Ama yalnızca geçmişte emek verdiğimiz için bir şeyi sürdürmek de her zaman doğru olmayabilir.
Burada geçmişteki kendimizle bugünkü kendimiz arasında daha adil bir ilişki kurmamız gerekiyor.
Çünkü yıllar önce bir karar verirken bugünkü bilgilerimize sahip değildik.
Başka koşullarda yaşıyorduk.
Başka şeyler istiyorduk.
Belki deneyimimiz daha azdı.
Belki bazı ihtiyaçlarımızın farkında değildik.
Bugün düşüncelerimizin değişmiş olması, geçmişteki kararlarımızın tamamının anlamsız olduğu anlamına gelmez.
İnsan öğrendikçe değişebilir.
Değerlerini yeniden değerlendirebilir.
Öncelikleri farklılaşabilir.
Hatta daha önce çok istediği bir şeyi artık istemeyebilir.
Bence bunu her zaman tutarsızlık olarak görmemek gerekir.
Bazen değişen koşullara rağmen aynı düşüncede ısrar etmek, düşüncemizi değiştirmekten daha büyük bir tutarsızlık olabilir.
Önemli olan sürekli yön değiştirmek değildir.
Neden aynı yolda kaldığımızı ya da neden başka bir yola yöneldiğimizi anlayabilmektir.
Bu nedenle geçmişte verdiğimiz bir kararın bugün bizi bağlaması gerektiğini düşünmek yerine, o kararın bugünkü hayatımızdaki yerini sorgulayabiliriz.
Belki devam etmek doğru olacaktır.
Belki bazı şeyleri değiştirmek.
Belki de yeni bir başlangıç yapmak.
Bunların hiçbirinin doğru cevabı önceden belli değildir.
Ama kendimize karşı dürüst olmak, daha bilinçli bir seçim yapmamıza yardım edebilir.
Yön Bulmak İçin Bazen Küçük Bir Adım Yeterlidir
Belirsizlik yaşadığımızda çoğu zaman büyük bir çözüme ihtiyaç duyduğumuzu düşünürüz.
Bütün sorunlar açıklığa kavuşsun.
Önümüzdeki seçenekler netleşsin.
Hangi yoldan gitmemiz gerektiğini anlayalım.
Sonra harekete geçelim.
Oysa bazen yönümüzü bulmamızı sağlayan şey, büyük bir karar değil, küçük bir davranıştır.
Uzun zamandır ertelediğimiz bir konuşmayı yapmak.
Merak ettiğimiz bir konu hakkında araştırmaya başlamak.
Bir konuda yardım istemek.
Yeni bir şey denemek.
Açıkça bir soru sormak.
Bizi rahatsız eden bir duruma sınır koymak.
Bunların hiçbiri tek başına hayatımızın bütün sorunlarını çözmeyebilir.
Ama yeni bilgiler edinmemizi sağlar.
Bazen ne istediğimizi ancak bir şeyi denediğimizde anlayabiliriz.
Bazen bir insanın düşüncesini, onunla açıkça konuşmadan öğrenemeyiz.
Bazen bir yolun bize uygun olup olmadığını görmek için o yolda biraz yürümemiz gerekir.
Yani yön bulmak her zaman harekete geçmeden önce gerçekleşmez.
Bazen hareket ettikçe yönümüz belirginleşir.
Burada önemli olan gelişigüzel kararlar vermek değildir.
Düşünmek, hazırlık yapmak ve sonuçları değerlendirmek elbette gereklidir.
Ama düşünmenin bir noktadan sonra hareket etmenin yerini almaması gerekir.
Çünkü sürekli düşünerek hayatın bütün ihtimallerini çözmeye çalışmak mümkün değildir.
Üstelik hareketsiz kaldığımızda da hayat devam eder.
Koşullar değişir.
İnsanlar değişir.
Fırsatlar ortaya çıkar ve kaybolur.
Biz karar vermesek bile zaman ilerler.
Bu yüzden bazen kendimize şu soruyu sormamız yararlı olabilir:
Bugün bütün sorularımı cevaplayamam. Peki bugün yapabileceğim ne var?
Belki hayatımızı değiştirecek kararın tamamını vermek zorunda değiliz.
Ama o karara yaklaşmamızı sağlayacak ilk adımı atabiliriz.
Bazen insanın ihtiyacı olan şey yolun tamamını görmek değil, bir sonraki adımını belirleyebilmektir.
Belirsizliğin İçinde Kendimizle Kalabilmek
Bütün bu düşüncelerin sonunda dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz.
Hayatı bütünüyle kontrol edemiyoruz.
Geleceği kesin olarak bilemiyoruz.
İnsanların davranışlarını belirleyemiyoruz.
Verdiğimiz kararların her zaman istediğimiz sonuçlara ulaşmasını sağlayamıyoruz.
Ama bunlar hayatımızın tamamen bizim dışımızda şekillendiği anlamına da gelmiyor.
Çünkü yaşam yalnızca başımıza gelenlerden oluşmuyor.
Olanları nasıl değerlendirdiğimiz, hangi kararları verdiğimiz ve yaşadıklarımız karşısında nasıl davrandığımız da hayatımızın bir parçası.
Belirsizlik içinde yön bulmak belki de önce bu gerçeği kabul etmekten geçiyor.
Her şeyin istediğimiz gibi olmayabileceğini bilmek.
Yanılabileceğimizi kabul etmek.
Bazen kaybedeceğimizi görmek.
Ama bütün bunlara rağmen yaşamaktan vazgeçmemek.
Burada kendimize karşı da adil olmamız gerekiyor.
Çünkü insan belirsizlik karşısında her zaman güçlü hissedemez.
Bazen korkar.
Bazen kararsız kalır.
Bazen yanlış yapar.
Bazen de ne yapacağını bilemez.
Bunlar insan olmanın dışında kalan durumlar değildir. Hayatın içinde karşılaşabileceğimiz deneyimlerdir.
Bu nedenle belirsizlik yaşadığımız her dönemi bir yetersizlik göstergesi olarak değerlendirmemeliyiz.
Bazen henüz yeterli bilgimiz yoktur.
Bazen koşullar gerçekten zordur.
Bazen karar vermek için biraz zamana ihtiyacımız vardır.
Bazen de ne kadar düşünürsek düşünelim kesin bir cevap bulamayız.
Önemli olan, böyle zamanlarda kendi hayatımızla ilişkimizi kaybetmemektir.
Başkalarının kararlarını beklerken kendi ihtiyaçlarımızı unutmamak.
Geleceği düşünürken bugünü ihmal etmemek.
Korkularımızı önemserken isteklerimizi yok saymamak.
Hatalarımızı değerlendirirken kendimizi yalnızca onlardan ibaret görmemek.
Ve bir kararın sonucunu bilmediğimiz için o kararı verebilecek gücümüzün de olmadığını düşünmemek.
Bence insanın kendine duyduğu güven biraz da burada gelişiyor.
Her zaman doğru karar vereceğine inanmakta değil.
Yanlış karar verdiğinde de yeniden düşünebileceğini, öğrenebileceğini ve gerektiğinde yön değiştirebileceğini bilmekte.
Çünkü hayat boyunca aynı insan olarak kalmıyoruz.
Yeni şeyler öğreniyoruz.
Deneyimler kazanıyoruz.
Bazı düşüncelerimiz değişiyor.
Bazı beklentilerimizden vazgeçiyoruz.
Daha önce göremediğimiz şeyleri fark ediyoruz.
Ve bazen yıllar önce aradığımız cevabın, artık sormamız gereken soru olmadığını anlıyoruz.
Belki de yön bulmak, hayatımızın başında belirlediğimiz bir noktaya ne olursa olsun ulaşmaya çalışmak değildir.
Yaşadıklarımızı, öğrendiklerimizi ve değişen koşulları dikkate alarak kendi yolumuzu yeniden değerlendirebilmektir.
Sonuçta hiçbirimiz hayatımızın nasıl tamamlanacağını bilmiyoruz.
Hangi kararımızın bizi nereye götüreceğini, hangi insanın hayatımızda ne kadar kalacağını, bugün yaşadığımız hangi olayın yıllar sonra bizim için ne anlama geleceğini önceden tam olarak göremiyoruz.
Ama yine de yaşamaya devam ediyoruz.
İlişkiler kuruyoruz.
Planlar yapıyoruz.
Seviyoruz.
Öğreniyoruz.
Çalışıyoruz.
Bazen istediğimiz sonuçları alıyoruz.
Bazen hayal kırıklığı yaşıyoruz.
Sonra yeniden düşünüyoruz.
Ve yeni kararlar veriyoruz.
Belki de hayatın anlamını yalnızca ulaştığımız sonuçlarda aramamalıyız.
O sonuçlara doğru giderken nasıl yaşadığımızda, neleri önemseyip nelerden vazgeçtiğimizde, kendimizle ve başkalarıyla nasıl ilişkiler kurduğumuzda da aramalıyız.
Çünkü hayat, bütün sorularımızın cevaplarını bulduğumuzda başlamıyor.
Biz o soruların cevaplarını ararken de yaşanıyor.
Ve belirsizliğin içinde yön bulmak, belki de en çok bunu fark etmekle mümkün oluyor:
Geleceğin bize ne getireceğini her zaman seçemeyiz. Ama geleceğe doğru ilerlerken bugün nasıl yaşayacağımız konusunda hâlâ söz sahibiyiz.